Panik Atak Nedir? – Time Kocaeli

Temel özelliği, aniden ortaya çıkan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleridir. Hastalarımızın çoğu zaman kriz olarak tanımladığı bu nöbetlere Panik Atak denmektedir. Bu ataklar genellikle aniden başlar giderek şiddetlenir ve 10 dakika içinde şiddeti en yoğun düzeye çıkar; çoğu zaman 10-30 dakika (seyrek olarak da 1 saate kadar) devam ettikten sonra kendiliğinden geçer.

PANİK ATAĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma,
Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması
Terleme
Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma,
Soluğun kesilmesi
Baş dönmesi, sersemlik, düşecek ya da bayılacak gibi olma
Uyuşma ya da karıncalanma
Üşüme, ürperme ya da ateş basması
Bulantı ya da karın ağrısı
Titreme ya da sarsılma
Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme
Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu
Ölüm korkusu
Bir panik atağında bu belirtilerden en az 4 ya da daha fazlası bulunur.

PANİK BOZUKLUĞU NEDİR?

Panik Bozukluğu:
Tekrarlayıcı beklenmedik panik atakları ile ataklar arasındaki zamanlarda başka panik ataklarının daha olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyma,
Panik ataklarının “kalp krizi geçirip ölme”, “kontrolünü yitirip çıldırma” ya da “felç geçirme” gibi kötü sonuçlara yol açabileceği inancıyla sürekli üzüntü duyma,
Ataklara ve olası kötü sonuçlarına karşı önlem olarak (işe gitmeme, spor, ev işi yapmama, bazı yiyecek ya da içecekleri yiyip içmeme, yanında ilaç, su, alkol, çeşitli yiyecekler taşıma gibi) bazı davranış değişikliklerinin görüldüğü ruhsal rahatsızlıktır.
PANİK BOZUKLUĞU NASIL OLUŞUR?

Genellikle hiçbir fiziksel neden yokken birdenbire başlayan belirtiler kişiyi dehşet içinde bırakır. Kişi o anda “kalp krizi” geçirdiğini ya da felç geçirmekte olduğunu zannederek yoğun bir “ölüm korkusu” ya da “felç olma korkusu” yaşar. Bazen de başında bir tuhaflık, sersemlik, kendisini ya da çevresini bir garip hissetme gibi duyguların ortaya çıkmasıyla, “kontrolünü kaybetmeye” ya da “çıldırmaya başladığını” düşünerek kendisine ya da çevresindekilere bir zarar vermekten korkmaya başlar. Genellikle büyük bir korku ve endişe ile yakınları tarafından en yakın doktor ya da acil servise götürülür. Orada yapılan birçok muayene, çekilen  film, kardiyolojik tetkikler ve diğer incelemelerde hiçbir şey bulunmaz, oksijen verilerek ya da sakinleştirici bir iğne yapılarak evine gönderilir.

Hastanın nesi olduğu sorulduğunda doktorlar “hiçbir şeyi yok” ya da “stresten olmuş” derler.
Hasta o an biraz rahatlamakla birlikte, bir süre sonra yeni bir atak ile aynı dehşet ve korkuyu yeniden yaşamaya ve her yeni atak ile acil servislere taşınmaya başlar. Her seferinde yeniden muayene, yeniden incelemeler yapılmasına ve hiçbir olumsuz sonuç bulunmamasına rağmen hasta bir türlü iyileşmez; hatta kalbinde ya da beyninde kötü bir şey olduğuna, ancak doktorların bunu bir türlü bulamadığına inanmaya başlar. Bu nedenle başvurulan değişik doktorlarca defalarca muayene ve her seferinde yapılan incelemelere rağmen hastanın şikayetlerini açıklayabilecek herhangi bedensel bir hastalık saptanamaz. Bazen de yanlış tanı konularak hasta, antibiyotikten nefes açıcıya, çarpıntı ilacından, tansiyon ve kalp ilacına ve vitamine kadar değişik ilaçlar ile tedavi edilmeye çalışılır, ancak bir türlü sonuç alınamaz. Ataklar tekrarlamaya devam ettikçe hasta, ataklar arasındaki dönemde;  gergin, huzursuz  ve endişeli bir şekilde her an yeni bir panik atağının geleceğini beklemeye başlar. Bu endişeli bekleyişe “beklenti kaygısı” adı verilir. Atakların çoğu zaman belirsiz zaman ve yerlerde gelmesi bu kaygıyı daha çok artırır.

Yoğun ve Sürekli Üzüntü:
Hastalar, evde kimsenin olmadığı bir zamanda kalp krizi geçirmekten ve hastaneye ulaşamadan ölmekten hatta kontrolünü kaybederek çıldırıp intihar etmekten korkabilirler. Bu düşüncelerin sürekli aklına gelmesinden dolayı da yoğun bir üzüntü duyarlar. Ataklara neden olabileceğini düşündükleri etkinliklerden, yiyecek ve içeceklerden vazgeçerler. Ataklara karşı evden çıkarken alkol/madde/ilaç kullanırlar. Ataklar sırasında olabileceklere karşı önlem alırlar. Acil durumlarda doktora çabuk ulaşabilmek için hastanelere yakın yerde olmak isterler, şehir merkezinden uzaklaşınca kaygılanırlar, uzun yolculuklara çıkmak istemezler. Evde yalnız kalamaz, yalnız dışarı çıkamaz, kalabalık yerlerde dolaşamaz, asansör ve toplu taşıma araçlarına binmekte güçlük çekerler. Yani atağın gelebileceğini düşündükleri her yerden kaçınırlar.

PANİK BOZUKLUĞUN GÖRÜLME ORANI NEDİR?

Panik Bozukluğu; çok sık görülen bir ruhsal rahatsızlıktır. Öyle ki toplum içinde her 100 kişiden 3-4’ü bu hastalığı deneyimler. Genellikle ilk kez 20-35 yaşları arasında başlar. Kadınlarda, erkeklere göre 2-3 kat fazla görülür.

PANİK BOZUKLUĞU NEDEN OLUŞUR?

Panik Bozukluğunun neden oluştuğuna ilişkin iki bilimsel açıklama vardır:
İlki; beynimizde nöron adı verilen sinir hücrelerinden salgılanan, heyecan ve duygusal yaşantılarımızı düzenleyen bazı beyin hormonlarının anormal çalışması sonucu oluşmaktadır.
İkincisi; günlük yaşantımızda yaptığımız bazı davranışlarımızın  sonucunda ortaya çıkan ve tamamen “doğal ve zararsız”  olan çarpıntı, terleme, nefes sıkışıklığı ya da baş dönmesi gibi bedensel belirtilerin, hasta tarafından kötü bir hastalığın belirtileri olarak değerlendirilmesi ve bunun sonucunda da “kalp krizi geçiriyorum, öleceğim”, “çıldırıyorum”, “felç olacağım” şeklinde yanlış yorumlanması ile oluşur.

TEDAVİSİ MÜMKÜNDÜR

Panik Bozukluğu, tedavisi mümkün bir hastalıktır. Bugün için etkinliği bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış iki türlü tedavisi vardır. Bunlar “ilaç tedavisi” ve “psikoterapi” dir. Tedavide, beyin sinir hücrelerindeki bozuk olan hormon faaliyetlerini düzelterek bu atakları önleyen ilaçlar kullanılmaktadır.
İlaç kullanmaya engeli olan ya da kullanmak istemeyen hastalarda ilk tercih psikoterapidir. Psikoterapide odaklandığımız noktalardan biri panik atakların ne zaman başladığı, hangi olumsuz olaylarla tetiklendiğidir. Çünkü geçmiş yaşantımızda hissettiğimiz herhangi bir olumsuz duygu ve düşünce, sonraki yıllarda panik ataklara yola açabilir. Örneğin; deprem travması yaşamış bir kişi, yıllar sonra herhangi bir tetiklenme ile panik atak geçirebilir. Beynimizdeki olumsuz anı ağlarını harekete geçiren her şey bu ataklara sebep olabilir. Psikoterapi seanslarında şimdiki tetikleyiciler ve geçmiş yaşantılar ile çalışmak, yani duyarlılığı azaltmak oldukça etkili bir yöntemdir. Ayrıca davranışçı terapi teknikleri kullanılarak kişinin günlük hayatında yapamadığı (yalnız dışarı çıkmak, pazara gitmek, otobüse binmek gibi) eylemleri yapması sağlanır. Bu değişimlerle birlikte kişinin yaşam kalitesi önemli ölçüde artar.

Kaynak: Time Kocaeli

Psikolojik Sorunlara Profesyonel Destek

Ülkemizde hatta dünyamızda her geçen gün artan mutsuzluk, psikolojik savaşlar artık maalesef ki tek başına yenilemiyor… Uzman doktorlar eşliğinde psikolojik sorunları yenmek için, daha huzurlu bir ruh için doğru bir psikiyatristin kapısından içeri girmek gerekiyor.

Kentimizin başarılı Psikiyatrist& Psikoterapist Dr. Öyküm Bilge Fındık ile kliniğinde merak ettiklerimizin cevaplarını almak için buluştuk… Sıcak ve samimi tavırlarıyla bizi karşılayan Dr. Öyküm Bilge Fındık ile son dönemlerine en merak edilen psikolojik sorunlarını siz okurlarımız için öğrendik.

Merhaba, öncelikle okuyucularımıza kendinizden ve kariyerinizden bahseder misiniz?

1978, İsveç doğumluyum. 2002 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Psikiyatri ihtisasımı Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladım. Uzman olduktan sonra Kocaeli’ye geldim ve 2009-2018 yılları arasında Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yaptım. Hedefimde uzun ve zahmetli bir süreç olan psikoterapist olmak vardı. Aldığım eğitimlerden sonra Kognitif Davranışçı Terapist ve Cinsel Terapist unvanlarını aldım. Travma terapisi ve EMDR terapisi uygulayıcısı oldum. Psikoterapi alanındaki çalışmalarıma devam edebilmek için kurumumdan ayrılıp kendi kliniğim olan ‘İzmit Psikoterapi’yi kurdum ve halen burada hizmet veriyorum.

Psikiyatri alanını seçmeye nasıl karar verdiniz?

Hekimlik mesleği, insan acılarını dindirmeyi hedefler. Tıp fakültesinde Psikiyatri stajımı yaparken ruhsal acıların, bedensel acılardan daha çok yaraladığını gördüm ve bu beni çok etkiledi. Psikiyatriyi seçmeye o dönem karar verdim. Bugün işimi yaparken aldığım mesleki doyumla doğru bir karar verdiğimi bir kez daha anlıyorum.

Psikiyatrinin ilgi alanları nelerdir?

Psikiyatrinin başlıca ilgi alanları ruhsal hastalıklar ve bu hastalıkların tanı ve tedavisidir. Bu tedavilerde ilaçların yanı sıra insanın duygusal, düşünsel özelliklerini hedef alan psikoterapi de meslek alanımızda yer alır. Herhangi bir ruhsal hastalığa sahip olmayan kişiler de psikoterapiye ihtiyaç duyabilirler. Dolayısıyla insan ruhuna dokunan her durum psikiyatrinin alanına girer.

En yaygın gördüğünüz psikiyatrik hastalıklar nelerdir?

En yaygın olanlar depresyon, kaygı bozuklukları, panik bozukluk, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk (takıntı hastalığı), kişilik bozuklukları, bipolar bozukluk gibi hastalıklardır. Ayrıca Marmara depreminden dolayı travma sonrası stres bozukluğu da bu bölgede oldukça sık görülmektedir.

Sizin özellikle ilgilendiğiniz tedavi alanları neler?

Bireysel psikoterapi, cinsel terapi, psikolojik travmalar, EMDR terapisi ve bağımlılık tedavileri en çok ilgilendiğim alanlar.

Kabul ettiğiniz belli bir tedavi ekolü var mı?

Evet. Bilişsel davranışçı terapist olduktan sonra yıllarca bu ekolde çalıştım. Bu ekolde daha çok güncel sorunlar ve düşünce, duygu ve davranış arasındaki ilişkiler çalışılır. Kişide sıkıntı yaratan belirtiler hedef alınır, sıkıntıya sebep olan düşünce biçimleri yeniden gözden geçirilir ve sorun çözmede yardımcı olacak yeni stratejiler öğretilmesi amaçlanır. Ancak son yıllarda aldığım eğitimlerle buna ek olarak farklı bir ekol olan dinamik psikoterapi alanında da çalışıyorum.

Bu yöntemde ise terapide kişinin çocukluğundan bu yana geçirdiği tüm yaşam deneyimleri derinlemesine incelenir. Bu şekilde danışanın kendisini tanıması sağlanır. Onu etkileyen yaşantılarının farkına varır. Geçmiş yaşantılar, çocukluk dönemi ve bugün arasında bağlantılar kurulur, farkındalık geliştirilir. Böylece, olayların üstesinden gelmesini engelleyen tutumlarını değiştirir. Her hastanın durumu kendine özgüdür, dolayısıyla herkese ayrı, kişiye özel bir terapi planı oluştururuz. Hangi ekolle yola devam edeceğimize de buna göre karar veririz.

Psikoterapi kimlere uygulanır?

Psikoterapi tüm ruhsal hastalıkların yanı sıra yaşama ait her türlü zorlukta başvurulabile   cek bir yöntemdir. Örneğin; ilişki, evlilik, ayrılık, boşanma sorunları, iş-okul sorunları, kaygı ve korkular, sevdiğimiz birinin kaybı, öfke kontrol sorunu, psikolojik, fiziksel, cinsel travmalarda ve diyabet, kanser gibi uzun süren, ciddi sağlık sorunlarıyla başa çıkmayı artırmak için de uygulanır.

Size göre önce ruh sağlığı mı, beden sağlığı mı?

Ruh ve beden bir bütündür. Pek çok bedensel belirti ruhsal bir hastalığa, pek çok ruhsal belirti de bedensel hastalıklara işaret edebilir. Ruhsal sorunlar ve stres bazı bedensel hastalıklara zemin hazırlar ya da var olan durumu kötüleştirebilir. Aynı şekilde ciddi bedensel hastalıklar kişide belirsizlik, umutsuzluk, gelecek endişesi, tedaviye alışmada güçlük gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle tedavi yaklaşımlarımda kişiyi bir bütün olarak ele almayı tercih ediyorum.

Cinsel terapi nedir? Nasıl uygulanır?

Cinsel terapi, cinsel sorunların seans içinde konuşularak ele alındığı, çeşitli ev ödevlerinin verildiği bir tür bilişsel davranış terapisidir. Cinsellik toplumumuzda fazla konuşulamayan bir konu ve mahrem bir alan olduğu için danışanlarımız bazen biraz tedirginlik, çekingenlik hissedebiliyorlar. O nedenle öncelikle terapi için güven ilişkisi kurmak ve mahremiyete özen göstermek ilk kuralımız.

Tedavi beklentileri ve taleplerini anlayıp bilgilendirme yapılır. Sorun belirlenir ve ona yönelik tedavi planlanır. Başvuran kişinin cinsel partneri varsa tedaviye çift olarak alınır, yoksa tek başına devam edilir. Çift olarak alınan tedavilerde başarı oranı daha yüksektir. Cinsel terapist beden muayenesi yapmaz, yapmamalıdır. Sorunun bedensel bir hastalıktan kaynaklandığı düşünülüyor ise ilgili branşa yönlendirme yapılır.

Cinsellik sadece bedensel değil, psikolojik ve sosyal bir konudur. Bazen cinsel sorunların altında ilişki sorunları, depresyon, takıntılar, ebeveyn olmakla ilgili kaygılar, travmatik yaşantılar gibi ruhsal nedenler yatar. Bu nedenledir ki cinsel terapi, konusunda eğitim almış deneyimli psikiyatrist ve psikologlar tarafından uygulanması gereken bir tedavidir. İlaç tedavisine genellikle ihtiyaç duyulmaz, çoğu durum için terapi teknikleri yeterli olur. Tedavide başarı oranı yüksektir.

En sık hangi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

En sık başvuru nedeni vajinismus, cinsel isteksizlik, erken boşalma, ereksiyon sorunları, orgazm bozuklukları ve cinsel yönelime bağlı sorunlardır. Ülkemizde cinsel sorunlar sık görülmektedir. Bunun sebepleri ise cinsel eğitimsizlik, deneyimsizlik, bilgi eksikliği ve cinsellikle ilgili yanlış inanışlardır.

EMDR terapisinden de bahseder misiniz? Kimlere uygulanır?

EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) güçlü bir psikoterapi yöntemidir. Bu yöntem Türkiye’de ilk kez 1999 Marmara depremiyle birlikte uygulanmaya başlandı. Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden bilgi işleme anlamına geliyor. Beynimiz günde yaklaşık 20.000 anı depoluyor ve bu bilgileri işliyor. Geçmiş yaşantılarımızda bizde korku, dehşet, kaygı, üzüntü, hayal kırıklığı gibi olumsuz duygular yaşatan anılarımız beynimizde farklı bir biçimde kaydediliyor. Yani bize rahatsızlık veren anılar beyinde işlenmeden kalıyor. Adeta hazmedilmemiş bir yemek gibi bizi rahatsızlık veriyor ve bir takım belirtilere yol açabiliyor. Örneğin; depresif ruh hali, kaygılar, korkular, panik ataklar, takıntılar, istenmeyen düşünceler, uykusuzluk, özgüven sorunları, başarısız ya da değersiz hissetme, öfke kontrolünde güçlük bunlardan sadece birkaçı…

EMDR yöntemi ile bugünkü ruhsal belirtilerle işlenmemiş bu anılar arasında bağlantı kurup beynin bu anıları işlemesini sağlıyoruz, yani kişiyi olumsuz anılarına karşı duyarsızlaştırıyoruz. Doğal afetler, kazalar, kayıplar, cinsel taciz, savaş gibi büyük travmalarda kısa sürede çok etkili bir yöntemdir. Bunların yanı sıra başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan şiddete maruz kalma, aşağılanma, reddedilme, ihmal, ihanet gibi travmatik olayların da kişinin bugünkü hayatını etkilemesini engelliyoruz. Terapi sonrasında sadece psikolojik belirtiler ortadan kalkmıyor, aynı zamanda yeni bakış açısı kazanılıyor ve bu kişinin ilişkilerini, bakış açısını değiştiriyor.

Kişiler hangi durumlarda profesyonel desteğe başvurmalı?

Profesyonel destek almak için mutlaka bir hastalık olması gerekmez. Günlük yaşantısında sorunlarla başa çıkmada güçlük yaşayan herkes destek alabilir. Burada kişinin stresin üstesinden gelip gelemediği önemlidir. Eğer ilişkileri bozulmaya, iş performansı etkilenmeye, yaşam kalitesi düşmeye başlamışsa bir an önce psikoterapiye başvurması gerekir. Artık toplumda bu alandaki farkındalık arttığı için başvuru oranları da son yıllarda oldukça arttı. Özellikle evlilik, ilişki, okul, iş sorunları, ayrılık-boşanma durumları, aile içi iletişim sorunları en çok gördüğümüz başvuru nedenleri arasında.

Antidepresan kullanımı son yıllarda çok yaygınlaştı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizde yılda yaklaşık 9 milyon kişi ruh ve sinir hastalıkları nedeniyle doktora başvuruyor. Evet, antidepresan kullanımı son on yılda 2.5 kat arttı. Bu artışın nedenlerinden biri Psikiyatri hizmetinin daha ulaşılabilir olması. Ancak polikliniklerde hastalara yeteri kadar vakit ayrılamıyor ve ne yazık ki hekime ilaç tedavisinden başka bir seçenek bırakılmıyor, oysaki çoğu meslektaşımın arzusu bu değil.

Bir diğer neden, başvuranların sorunları için hızlı çözüm arayışında olmaları. Maalesef mutsuz hissetmek depresyon sanılıyor, nedenini ve çözümü bulmak yerine bir an önce bu duygudan kurtulmak isteniyor. Depresyon ise tedavi edilmesi gereken, günlük hayatı çok etkileyen önemli bir hastalıktır, ancak antidepresan kullananların çoğunda depresyon yok.

Siz hastalarınıza ilaç başlama konusundaki yaklaşımınız nedir?

Öncelikle danışanlarımı değerlendirirken başvuru nedenini, tedavi beklentisini, ihtiyaçlarını belirliyorum. Çünkü onların isteklerini, taleplerini anlamak tedavinin ilk koşuludur. Bazen ilaca çok tepkili olan, bazen de ihtiyacı olmadığı halde ilaç isteyen hastalarım oluyor. Bunları açıkça konuşup, kişiye ihtiyacına göre tedavi alternatifleri sunuyorum. Eğer ilaç kullanmayı gerektirecek psikiyatrik bir durum var ise elbette ilaç öneriyorum. Ancak ilaç tedavisinin psikoterapi ile birlikteliği çok daha iyi sonuç vermektedir. Psikoterapi ilaç tedavisinden daha uzun ve zahmetlidir ancak daha kalıcı çözüm sunar.

Türkiye’de depresyon kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülüyor. Bunun nedeni nedir?

Evet, kadınlarda depresyonu iki kat daha fazla görüyoruz. Her 5 kadından biri yaşam boyu en az bir kez depresyon geçiriyor. En önemli sebebi kadınlardaki yoğun hormonal aktivite. Özellikle hamilelik ve doğum sonrası dönemlerde risk artar. Biyolojik nedenler dışında toplumsal cinsiyet rolleri, annelik, iş yaşamındaki eşitsizlikler gibi kadının yaşadığı ağır yükler de diğer etkenler arasında sayılabilir.

Profesyonel yardım almak isteyen ancak çekinceleri olan kişilere ne önerirsiniz?

Bu çekinceler daha çok damgalanma korkusu, çevreden gelebilecek tepkiler, ilaç kullanmak istememe ve hemen ilaç önerileceğini düşünme nedeniyle olmaktadır. Ayrıca anlatacaklarından dolayı terapistin kendisini yargılayacağı endişesi ve güven sorunu da hiç nadir değildir. Bu nedenlerle tedaviye başvurmaktan kaçınma kişiyi yalnızlaştırır, erteledikçe var olan sorunlara yenileri eklenir. Psikoterapilerde temel ilke mahremiyetin ve güven ilişkisinin sağlanmasıdır.  Burada önemli olan tedavinin mutlaka bilimsel ve etik çalışan, klinik deneyimi olan uzman psikiyatristler veya klinik psikologlar tarafından yapılması gerektiğidir. Çünkü psikoterapi tıbbi bir müdahaledir. Hangi duygunun ve davranışın tedavi ile düzelebileceği ancak bu alanda eğitim almış klinik tecrübesi olan uzmanlar tarafından anlaşılabilir.

Kaynak : Time Kocaeli

Habertürk

Caner Aktan’ın haberine göre Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde yaşayan 31 yaşındaki Şerife A., 15 Ekim’de üvey babası Yaşar Yanık’ı 4 yerinden bıçakladı. Ağır yaralanan Yaşar Yanık kaldırıldığı hastanede 8 gün sonra hayatını kaybetti. Gölcük Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan Şerife A. ise çıkarıldığı mahkemede tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Daha fazla oku “Habertürk”

Özgür Kocaeli

Aday adaylık süreçleri, siyasetin en hareketli ve heyecanlı olduğu dönemlerdir. Bu süreçler ne kadar heyecanlıysa aslında bir o kadarda stresli ve yorucudur. Kısacası ateşten gömlektir. Çünkü aday adayları bu dönemlerde dışarıya her ne kadar gülücükler saçsa da içlerinde fırtınalar kopmaktadır. Kişisel egoların yarıştığı, kazanma hırsının doruklara ulaştığı rekabet ortamında aday adayların hatta aday gösterilenlerin bile psikolojik manada yara almadan çıkması neredeyse imkansızdır.

Daha fazla oku “Özgür Kocaeli”

Kocaeli Life

Yaklaşık 8 yıl Derince Eğitim Araştırma Hastanesi’nde psikoterapist olarak görev yapan Uzm. Dr. Öyküm Bilge Fındık, kendi kliniğini açtı. İzmit Yenişehir Mahallesi Demokrasi Bulvarı No:65/5’te İzmit Psikoterapi Merkezi ile hastalarına hizmet vermeye devam edecek olan Uzm. Dr. Öyküm Bilge Fındık’ı, bu özel açılışta başta eşi Doç. Dr. Orhan Fındık ile ailesi olmak üzere CHP Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet, İzmit Belediye Başkan Yardımcısı Güray Oruç, iş dünyasından çok sayıda isim, sendikacılar, siyasiler, doktorlar ve Öyküm Hanım’ın yakınları yalnız bırakmadı. Çok sayıda davetlinin katıldığı açılış, kokteylle başladı.

Daha fazla oku “Kocaeli Life”